2000 Sonrası Çekilmiş Türk Yapımı En İyi 20 Aşk Filmi

21 Haziran 2017

Şu fani dünyanın en nefis duygusu nedir diye sorsak, hiç şüphe yok ki birçok insan “Aşk” cevabını verecektir. Bu öyle bir duygudur ki yeri geldi mi dünyayı tozpembe yapar, yeri geldi mi de insanı karanlık dehlizlerin tam ortasına bırakır. Çünkü aşk, soyut bir kavramdan daha fazlasıdır. O, tabiri caizse bir alev topudur ve insanoğluna farklı reaksiyonlar verdirebilmesiyle meşhurdur. Aşk filmleri ise bu duyguları bizlere apaçık haliyle gösteren aynalardır.

Aşk için şimdiye kadar onlarca tanım, yüzlerce izahat getirilmeye çalışılmıştır. Nitekim öznel bir duygu olmasından mütevelli, herkes ona kendince anlamlar da yüklemiştir. Ancak genel hatlarıyla baktığımızda aşk, karşılıklı ya da karşılıksız bir insanın bir diğerine karşı ebediyete kadar beslediği sevginin bütündür. Neden mi ebediyet, cevap Attila İlhan’dan geliyor: “Çünkü ayrılık da sevdaya dâhil çünkü ayrılanlar hala sevgili…”

Aşk ile ilgili naçizane birkaç küçük cümle sarf ettikten sonra gelelim konumuza. Malumunuz, bu duygu birçok insanın hayatı boyunca peşinden gittiği bir his olunca, sanata da tezahürü kaçınılmaz bir süreç halini almıştır. Hatta kimilerine göre, sanatı yaratan birinci değişkendir aşk. Gelgelim ki bu enfes duygunun sinemaya yansıması da, en az diğer sanat dallarında olduğu kadar cezbedici.

Tarih boyunca, Dünya sinemasında birçok örneğine rastladığımız aşk teması, aksiyondan drama kadar her bir filmde karşımıza çıkmakta. Bu demek değil ki, en vurdulu kırdılı filmi bir aşk hikayesi olarak betimleyeceğiz. Böyle filmlerde genellikle senaryonun destekleyici unsuru olarak cereyan eden aşk teması, yeri geldiğinde de tek başına ayakta durmayı başarmaktadır. Hem de ne durmak! Sahi, hangimiz bir aşk filmi izlerken kendimizi derin düşüncelere dalarken bulmadık ki? Hadi itiraf edelim, fazlasıyla duygusal bir aşk filminde, kahramanın yerinde olmayı dilemedik mi? Ya da eğlence dozajı yüksek bir romantik-komedinin uçarı aşığı olarak?

Yerli-yabancı birçok örneğine rastlamak mümkün olan aşk hikâyelerine, özellikle Yeşilçam döneminde fazlasıyla tanıklık ettik. Selvi Boylum Al Yazmalım, Ah Müjgan Ah, Sevmek Zamanı, Tatlı Dillim gibi her biri ayrı ayrı kült olmuş filmler, şüphesiz ki bu türe daha fazla bağlanmamıza olanak sağladı. Türk Sineması’nın deyim yerindeyse çöküşe geçtiği 90’lı yıllarda iyiden iyiye azalan ya da karanlık bir atmosferin altına gömülen aşk hikâyeleri, milenyum ile birlikte tekrar şaha kalkmış durumda. Her yıl, onlarca örneğine rastlamanın mümkün olacağı yerli aşk filmlerinde de şüphesiz ki en büyük problem nitelik. Evet, zaman zaman hafızalardan silinmeyecek romantik soslu filmlerle buluşuyoruz ancak yeri geldi mi de, fazlasıyla bayağı filmlere tahammül etmek durumunda kalıyoruz. Durum böyle olunca da, en iyi yerli aşk filmlerini listelemenin elzem olduğu kanaatine vardık.

En başta uyarmakta yarar var. Bu liste, okuyanı yahut izleyeni salya sümük ağlatacak bir dizi ağır dram ile kaplı değil. En başta dediğimiz gibi aşk, insana farklı reaksiyonlar verdirebilecek bir duygudur. O, yeri geldiğinde hüzünlendiren, insanı sorgulamaya iten bir duygu olduğu gibi; yeri geldiğinde de fütursuzca güldüren ve insanın içini neşe kaplayan bir kavramdır. Biz be bu durumu gözeterek, eğlenceli ve dramatik yerli aşk filmlerini tek bir listede toplayarak, milenyum sonrası gelişen romantik sinemamıza bir bakış atalım istedik.

Eğer ki, birbirine deli gibi aşık insanların hikayesini izlemekten keyif alıyorsanız ve onlar sayesinde gündelik dertlerinizden arınıyorsanız bu liste tam size göre! 2000 sonrası ülkemizde çekilmiş olan ve izleyicisine farklı duygular aşılamayı vadeden en iyi Türk aşk filmleri karşınızda. Bakalım, kahramanlarımız bu nefis duyguyu nasıl yaşamayı tercih etmişler?

Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak (2010)

Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak (2010)Uzun yıllardır İtalya’da yaşayan yönetmen Ali İlhan’ın ilk uzun metraj projesi olma özelliği taşıyan Sinyora Enrica ile İtalyan olmak, izleyenin içini ısıtacak türden; samimi, eğlenceli ve dramatik bir film olarak huzurlarımıza gelmektedir.

Dil öğrenmesi ve dünyayı tanıması maksadıyla, amcası tarafından İtalya’ya gönderilen Ekin’in yolu, evini öğrencilere kiralayan Sinyora Enrica ile kesişir. Bu evde güzeller güzeli Valentina ile tanışan Ekin, dilini dahi bilmediği bu kızı etkilemek için elinden geleni yapacaktır. Ne var ki Valentina’yı etkileme konusunda pek de başarılı olamayan genç adam, bu vesileyle Sinyora Enrica ile yakınlaşır. Bu dakikadan itibaren bu iki zıt karakterin, aşkın dahi üzerinde seyreden bir duyguyla birbirlerine yakınlaşmalarına odak noktasına alan film, aşk ve arkadaşlık arasında gidip gelen karmaşık duygu durumuyla izleyenlerini etkilemeyi başarmaktadır.

Saf bir aşk filmi olmayan, buna rağmen silme aşk filmlerine taş çıkarırcasına arz-ı endam eden Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak, Yeşilçam melodramlarını anımsatan bir İtalyan işi olarak öne çıkmaktadır. Başrollerini İsmail Hacıoğlu, Claudia Cardinale ve Lavinia Longhi’nin paylaştığı film, özellikle tebessümü beraberinde getiren yapısıyla muadillerinden ayrılmaktadır.

İkinci Şans (2016)

İkinci Şans (2016)Özcan Deniz ve Nurgül Yeşilçay ikilisini Asmalı Konak’ın ardından bir kez daha buluşturan İkinci Şans, birbirine taban tabana zıt olan iki orta yaşlı bireyin birbirine yakınlaşmasını konu almaktadır. Yönetmenliğini Özcan Deniz’in yaptığı film, 2016’nın sonlarına doğru vizyona girmiş ve birçok izleyiciden de olumlu eleştiriler alarak, yılın sürprizlerinden biri olarak kabul görmüştür.

Matematik öğretmeni Yasemin ile büyük bir restorandın sahibi olan Cemal’in yolu, türlü tesadüfler sonucu kesişir. Onların tanışması, en başta eğlenceli hadiseleri beraberinde getirse de hemen akabinde romantik anları da izleyenlerine armağan edecektir. Nitekim orta yaşlarını sürmekle meşgul olan bu iki insan, oradan oraya savrulurken, bir anda hayattan ikinci bir şans temenni edecektir. Yasemin ile Cemal bu dakikadan itibaren, imkânsız gibi görünen tutkulu bir aşkın esiri olacaktır.

Başrolde yer alan Nurgül Yeşilçay ve Özcan Deniz’in birbirini tamamlayan uyumuyla dikkat çeken İkinci Şans, yalnızca geçtiğimiz yılın en iyi yerli filmlerinden değil aynı zamanda milenyum sonrası yapılmış en iyi romantik soslu işlerden de biri. Özellikle yer yer hortlayan mizahi duruşuyla muadillerinden ayrılan ve ayakları yere sağlam basan bir romantik-komedi duruşu sergileyen film, izleyenlerine fazlasıyla güzel dakikalar vadediyor.

Mucize (2015)

Mucize (2015)Aşkın gücüne inanlardan mısınız? O zaman bu film tam size göre! Eğlenceli ve bir o kadar da dramatik olma özelliği taşıyan Mucize, son yıllarda yönetmen kimliği ile öne çıkan Mahsun Kırmızıgül filmografisinin en iyilerinden biri olarak dikkat çekiyor.

Gerçek bir hayat öyküsünden esinlenilen film, 1960’ların Doğu’sundaki bir köyde geçmektedir. Buraya atanan Mahir Öğretmen’in gözünden, o yılları, o zaman ki şartları resmeden film, bir yandan da yokluk içindeki bir köyün kendine has geleneklerini odak noktasına almaktadır. Tabii bu noktada filmin öne çıkan karakteri ise Aziz olacaktır. Nitekim Aziz, doğuştan gelen bir özrü olan ve bu nedenle de bütün köy ahalisinin üzerine titrediği bir gençtir. Günlerden bir gün, onun da evlenme zamanı geldiğinde ise, komşu köylerin en güzel kızlarından birine görücü gidilir. İşte, aşkın gücü de tam burada başlar!

Aziz’in, sevdiği kadın vesilesiyle tüm dünyaya meydan okuduğu Mucize, adıyla müsemma bir şekilde sıra dışı bir olayı izleyenlerine aktarmaktadır. Tabii bu süre zarfı içerisinde yalnızca duygusal sekansları ile değil aynı zamanda eğlencesi ve sinematografisi ile de büyülemeyi ihmal etmemektedir. Katıksız bir romantik film olmasa dahi, sevginin gücüne açtığı parantezle en az muadilleri kadar sıkı bir aşk filmi olarak tanımlayabileceğimiz Mucize, özellikle finaliyle bolca gözyaşı vadediyor.

Mahsun Kırmızıgül’ün yazıp, yönetip, aynı zamanda başrollerden biri olarak boy gösterdiği filmin oyuncu kadrosunu ise Talat Bulut, Mert Turak, Meral Çetinkaya ve Erol Demiröz gibi tanınmış oyuncular oluşturmaktadır.

Karışık Kaset (2014)

Karışık Kaset (2014)Uygar Şirin’in çok satan kitabının aynı isimle uyarlaması olan Karışık Kaset, uzun yıllar boyunca kavuşmayı becerememiş bir çiftin, senelere dayanan hikâyesini konu almaktadır.

Ulaş ve İrem, aynı mahallede, birlikte oyunlar oynayarak büyüyen iki çocuktur. Ulaş için ise İrem bir arkadaştan fazlasıdır. O, âşık olduğu oyun arkadaşına açılabilmek için bir karışık kaset doldurur. Ancak ne var ki İrem’in mahalleden taşınması, bu iki çocuğun arasına yılların girmesine neden olur. Aradan geçen zamanda bu iki çocuk büyümüş ve kader bir kez daha onların yolunu kesiştirmiştir. Ne var ki İrem ve Ulaş için kavuşmak o kadar da kolay olmayacaktır.

Yirmi yıla yayılan ve imkânsızlıklarla örülü bir aşk hikâyesini merkezine alan Karışık Kaset aynı zamanda müzik kulağı olanlara da bir ziyafet vadediyor. Nitekim film, yıllar boyunca deyim yerindeyse evrim geçiren pop müzik kültürümüzden pasajlar sunuyor ve aşk hikâyesini özgün dokunuşlarıyla daha da güçlü bir hale getiriyor.

Yönetmenliğini Tunç Şahin’in yaptığı başrollerini son yılların gözde oyuncuları Sarp Apak ve Özge Özpirinççi’nin paylaştığı film, izleyenlerin aklına yalnızca kavuşamadığı çocukluk aşkını getirmeyecek aynı zamanda kulakların pasını silmeyi de başaracak!

Bu İşte Bir Yalnızlık Var (2013)

Bu İşte Bir Yalnızlık Var (2013)Yeni dönem Türk Edebiyatı’nın öne çıkan yazarlarından Tuna Kiremitçi’nin leziz kitabı Bu İşte Bir Yalnızlık Var’dan aynı isimle uyarlanan film, ajite etmeyen ancak fazlasıyla duygusal anlar yaşatan bir film olarak belirmektedir.

Mehmet, 30’lu yaşlarını sancılı bir şekilde yaşayan eski bir gitaristtir. Karısından ayrılmış, müziği bırakmış ve onu hayata bağlayan tek varlığı kızıyla ayakta durmaya çalışmaktadır. Eski bir dostunu kaybettiği gün, yeni iş teklifi alan Mehmet, bir yandan da alt komşusu Ayşe ile anlamsız bir şekilde yakınlaşmaya başlamıştır. Nitekim Ayşe, kocası Orhan ile kavga etmiş ve eşini bulmak için de Mehmet’ten yardım dilemiştir. Tabii masumane başlayan bu yardım talebi, zamanla güçlü ve tutkulu bir aşka evrilecektir.

Mehmet ve Ayşe’nin ilginç ama bir o kadar dokunaklı aşkını odak noktasına alan Bu İşte Bir Yalnızlık Var, aynı zamanda rock müzik tutkunlarını için de bulunmaz bir Hint kumaşı niteliğinde. Jimi Hendrix’ten Neil Young’a kadar birçok rock efsanesine hak ettiği övgüyü sunan film, böylelikle yerli muadillerinden ayrılmayı başarmaktadır. Özellikle gitar sesine aşina olanların sıkı sıkıya sarılacağı bir film hüviyetinde duran film, böylelikle merkezine aldığı aşk hikayesini de farklılaştırmayı bilmektedir.

Yönetmenliğini Hakan Ketche’nin üstlendiği ve Kadıköy sokaklarının tüm ihtişamını huzurlarımıza getiren filmin başrollerinde ise Engin Altan Düzyatan ve Özgü Namal gibi yüzlerine aşina olduğumuz isimler yer almaktadır.

İncir Reçeli (2011)

İncir Reçeli (2011)Gerek adıyla, gerek müzikleriyle, gerekse merkezine aldığı aşk hikâyesiyle son yılların en çok ses getiren yerli filmlerinden biri olan İncir Reçeli, duygusal yapısıyla türevlerinden ayrılmaktadır.

Metin, televizyon için skeçler kaleme alan bir metin yazarıdır. Günlerden bir gün gittiği bir barda, zil zurna sarhoş bir biçimde karşısına çıkan Duygu ise onun hayatını tümden değiştirecektir. Duygu, enerjik, her şeye rağmen güçlü durmaya çalışan ancak hastalıkla boğuşan bir kadındır. Onun Metin ile yakınlaşması ise, bu iki tutunamayan insanın tutkulu bir aşkın esiri olmalarına neden olacaktır. Ancak onların farkı, kavuşmalarının asla mümkün olmamasıdır!

Yalnızca Türk Sineması’nda değil, dünya sinemasında dahi eşine az rastlanacak türden bir özgünlüğü bünyesinde barındıran İncir Reçeli, yalnızca iki aşığı odak noktasına almakla kalmıyor aynı zamanda onların dünyayı değiştirmek için gerçekleştirdikleri tüm çırpınışlara da parantez açıyor. Böylelikle dramatik yapısını anbean yükseltmeyi başaran film, izleyenlerine de bolca hüzün ve gözyaşı vadediyor.

Yönetmenliğini Aytaç Durak’ın yaptığı ve dokunaklı bir aşk filmi olarak tanımlayabileceğimiz İncir Reçeli’nin başrollerinde ise Halil Sezai ve Melike Güner yer almaktadır. Özellikle Halil Sezai’nin sigarasını gitar telinin arasına sıkıştırıp söylediği İsyan şarkısıyla adından sıklıkla söz ettiren film, sinemamızın da unutulmazları arasındaki yerini çoktan almıştır.

Unutursam Fısılda (2014)

Unutursam Fısılda (2014)Yönetmenliğini son yılların en gözde sinemacılarından olan Çağan Irmak’ın yaptığı Unutursam Fısılda, müzik, aşk, arkadaşlık ve aile kavramlarını tek bir potada eritmeyi başaran, duygusal ve bir o kadar da sürükleyici bir film olarak belirmektedir.

Hatice, oturaklı ve olgun olan ablasına oranla daha uçarı bir genç kızdır. Kasabaya yeni atanan kaymakamın oğlu Tarık’ın günün birinde çıka gelmesi ise, bu iki kardeşin hayatını sonsuza dek değiştirecektir. İkisinin de içten içe aşık olduğu Tarık ise gönlünü çoktan inci sesli Hatice’ye kaptırmıştır. Keza ikilinin başlayan bu aşkı, beraberinde İstanbul’a doğru olacak bir yolculuğu doğurur. Birbirlerine sırtını dayayan Hatice ve Tarık için artık tek mühim husus vardır: müzik dünyasının zirvesine çıkabilmek! Hatice’nin Ayperi oluşuna tanıklık ettiğimiz ve 70’lerin tüm retro atmosferini huzurlarımıza getiren Unutursam Fısılda, bir yandan dönemin müzik kültürüyle damakta farklı bir tat bırakırken, bir yandan da odağına aldığı aşk ve aile hikayesiyle tadından yenmez bir seyirliğe dönüşmektedir.

Ayperi ve Tarık’ın dillere destan aşkının yanı sıra, kardeşi tarafından sırtından bıçaklanan Hanife’nin hayata küsüşünü de izleyenlerine aktaran Unutursam Fısılda, farklı zaman dilimlerinde geçen paralel hikâyesiyle anlatısında duranlığa asla izin vermemektedir. Ayperi, Hanife ve Tarık üçlüsü etrafına kurulu olay örgüsü, izleyenlerine bir yandan duygusal anlar yaşatırken bir yandan da renkli yapısıyla görsel bir şölen armağan etmeyi ihmal etmemektedir.

Son dönem Türk Sineması’nın en nadide eserlerinden biri olan ve yalnızca hikayesiyle değil aynı zamanda özgün müzikleriyle de adından söz ettiren film, şüphesiz ki Çağan Irmak’ın hikaye anlatmadaki becerisiyle şahlanmaktadır. Başrollerini Farah Zeynep Abdullah, Mehmet Günsür, Hümeyra ve Işıl Yücesoy’un paylaştığı film, izleyenlerine vadettiği farklı duygularla da öne çıkmaktadır.

Dönerse Senindir (2016)

Dönerse Senindir (2016)Türk pop müziğinin popüler ismi Murat Boz’un başrolünde yer aldığı Dönerse Senindir, geçtiğimiz yılın en büyük sürprizlerinden biri. Ayrılık acısının ne gibi depresif süreçlerden geçtiğini eğlenceli bir dille ele alan film, Hollywood’daki muadillerine aratmayacak denli bir romantik-komedi olarak öne çıkmaktadır.

Mehmet ve Selin yakın zamanda tanışmış ve birbirlerine sırılsıklam aşık olmuş iki gençtir. Ne var ki Selin’in müzik dünyasında kariyer yapma isteği ve önüne açılan kapılar, bu iki ismin arasına giren kara kedi olmuştur. Ayrılık vakti gelip çattığında ise Mehmet, depresyon hırkasını giymiş ve kendisini karanlık bir bunalımın ortasına bırakmıştır. Onu bu buhran durumundan çıkaracak insan ise, gizemli bir şekilde hayatına giren Defne’dir. İkilinin bu noktada başlayan arkadaşlığı, “Eski sevgili nasıl geri kazanılır” sorusuna cevap ararken, bir yandan da aşkın karşı konulamaz gücüyle uğraşmak durumundadır.

Mehmet, Defne ve Selin arasında geçen ve içinden çıkılması hayli zor gözüken bir ilişkiyi odak noktasına alan Dönerse Senindir, izleyenlerine her dakika vadettiği tebessüm ile türevlerinden ayrılmaktadır. Özellikle gücünü, sırtını dayadığı romantik-komedi türünden alan film, buna rağmen aşkın eşsiz aurası ile de büyülemeyi başarmaktadır.

Yönetmenliğini Erol Özlevi’nin yaptığı ve başrollerini Murat Boz, İrem Sak ve Yasemin Allen’ın paylaştığı film, kaçırılmaması gereken ve birçok sürprizi içinde barındıran bir film olarak öne çıkıyor. Özellikle gençlik enerjisinden son raddede beslenen ve Cem Yılmaz’ın efsanevi filmi Her Şey Çok Güzel Olacak’a yaptığı göndermelerle fark yaratan Dönerse Senindir, başından sonuna dek keyifle izleyeceğiniz bir iş.

Bana Masal Anlatma (2015)

Bana Masal Anlatma (2015)Leyla ile Mecnun’un senaristi olarak hayatımıza giren ve yarattığı özgün dünya ile adından söz ettiren Burak Aksak’ın ilk uzun metrajı olma özelliği taşıyan Bana Masal Anlatma, masalsı bir komedi filmi olmasına karşın, içinde barındırdığı aşk hikâyesiyle de fark yaratmaktadır.

Suriçi’nde minibüs şoförlüğü yapan Rıza, evlilik çağı gelmiş ancak bir türlü uygun kişiyi bulamamış kendi halinde, naif bir gençtir. Günün birinde masallardan çıkagelen Ayperi ise, onun hayatını tümden değiştirecek ve bu genç adamın aradığı aşka kavuşmasına olanak sağlayacaktır. İkilinin arasında doğan ilginç ve sıra dışı aşk, Suriçi halkının gündemini oluşturacak ve mahallenin kaderini de tümden değiştirecektir.

Fantastik bir aşk masalı olarak nitelendirebileceğimiz Bana Masal Anlatma, ayakları yere basan bir komedi filmi olsa dahi, içinde barındırdığı aşk sosuyla da seyir zevkini iki katına çıkarmaktadır. Özellikle Burak Aksak’ın kıvrak zekâsının anbean hissedildiği film, başrollerde yer alan Fatih Artman ve Hande Doğandemir’in de üst düzey uyumuyla da şahlanmaktadır.

Aşk Tesadüfleri Sever (2011)

Aşk Tesadüfleri Sever (2011)Belki benim kâğıt param, bir şekilde döne dolaşa senin cebine girmiştir…

Aşk Tesadüfleri Sever, adıyla müsemma bir şekilde, aşkın ne denli büyük rastlantılar sonucu doğabileceğine eğilen ve kadercilik kavramını her daim diri tutan, dokunaklı bir film olma özelliği taşımaktadır.

Özgür ve Deniz… Çocukluklarından itibaren birbirlerini bekleyen ve farkında olmasalar dahi yolları devamlı olarak kesişen iki insandır. Onların tanışması ise, geçmişte kalan tüm tesadüfleri zamanla gün yüzüne çıkaracak ve birbirleri için yaratılmış bu iki duygusal bireyin git gide birbirlerine tutkulu bir şekilde bağlanmalarına olanak sağlayacaktır. Bu dakikadan itibaren, aşkın karşı konulamaz gücüne tanıklık ettiren film, bir yandan da “Yaşanması gereken, yaşanır” cümlesini cesur bir şekilde ortaya koymaktadır.

Başından sonuna dek duygusal atmosferinden zerre ödün vermeyen ve izleyen herkesi büyüsüne ortak etmeyi başaran Aşk Tesadüfleri Sever, Bülent Ortaçgil’in efsanevi şarkısı Eylül Akşamı’ndan aldığı referanslarla da gönülleri fethetmeyi bilmektedir.

Yönetmenliğini Ömer Faruk Sorak’ın yaptığı ve başrollerini Mehmet Günsür ve Belçim Bilgin’in paylaştığı film, sürpriz finali ile yalnızca aşk filmi sevenlerin değil aynı zamanda ters köşe hikayelere bayılanlarında kaçırmaması gereken bir iş olarak öne çıkmaktadır.

Romantik (2007)

Romantik (2007)Çekimleri yaşanılan aksaklıklardan dolayı oldukça uzun süren ve ancak 2007 yılında vizyona girebilen Romantik, adıyla müsemma bir şekilde duygusal ve karmaşık bir ilişkiyi merkezine almaktadır.

Ömer ve Gökhan, yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen iki yakın arkadaştır. İkisi de güzeller güzeli Yasemin’e aşık olur. Keza Yasemin’de Ömer’e karşı boş değildir. Ancak Ömer’in, bir cinayete karışması onun her şeyi bırakıp kaçmasına neden olur. Gökhan ise arkadaşının emanetine fazlasıyla sahip çıkmış ve Yasemin’e iyiden iyiye yakınlaşmıştır. Yıllar sonra Ömer döndüğünde ise olaylar iyice içinden çıkılmaz bir haleti ruhiyeye bürünecektir. Tabii, filmin tek sürprizi bundan ibaret değil. Final ise, asıl vurucu kısmı ön plana çıkaran çözüm bölümünü içermektedir.

Sırlarla örülü üçlü ve bir o kadar da ilginç bir aşk hikâyesini odak noktasına alan; bununla da yetinmeyerek bir intikam hikayesi ile anlatısını güçlendiren Romantik, bünyesinde barındırdığı popüler isimlerle ilgi çekiyor. Teoman, Okan Bayülgen ve bir dönemin en duru güzellerinden olan Yasemin Kozanoğlu’nu bünyesinde barındıran filmin, yönetmen koltuğunda ise Sinan Çetin oturmaktadır.

Aşk Tutulması (2008)

Aşk Tutulması (2008)Totem kavramını Türk Sineması’na getiren film olan Aşk Tutulması, Fenerbahçe tutkusuyla yanıp tutuşan bir adamın, daha büyük bir tutku olan aşk ile tanışmasını odak noktasına almaktadır.

Uğur, ilaç mümessilliği yapan ve Fenerbahçe ile yatıp kalkan bir gençtir. Günün birinde, işinde başarılı ve oldukça güzel bir kadın olan Pınar ile tesadüf eseri tanışması, onun hayatını tümden değiştirecektir. En başta birbirleri ile pek anlaşamayan ve “Zıt kutuplar” imajı çizen bu ikili, kaderin onlara oynadığı oyunlar vesilesiyle birbirlerine yakınlaşacaklar, tutkulu ve bir o kadar da eğlenceli bir aşkı izleyenlerine aktaracaklardır.

Yer yer Yeşilçam melodramlarını andıran tavrıyla arz-ı endam eden Aşk Tutulması, eğlencesinden zerre ödün vermeyen ve buna ek olarak bünyesinde barındırdığı naif aşkıyla da ilgi çeken bir film. Özellikle Uğur’un, Pınar’a olan büyük aşkına rağmen, yer yer üste çıkan Fenerbahçe tutkusu oldukça eğlenceli anları da beraberinde getirecektir.

Sinemamızın ayakları yere sağlam basan romantik-komedi örneklerinden olan Aşk Tutulması’nın yönetmen koltuğunda, Çakallarla Dans serisiyle şöhretine şöhret katan Murat Şeker oturmaktadır. Bu eğlenceli aşk hikayesinin kahramanları ise, Tolgahan Sayışman ve Fahriye Evcen olurken, Tim Seyfi de hikayenin kötü adamı olarak öne çıkmaktadır.

Bi Küçük Eylül Meselesi (2014)

Bi Küçük Eylül Meselesi (2014)Bi Küçük Eylül Meselesi, Türk dizi tarihinin açık ara en iyi projelerinden olan Ezel’in senaristi olarak hayatımıza giren Kerem Deren’in ilk uzun metraj projesi olarak huzurlarımıza geliyor. Film, ters köşeyi içinde barındıran, dokunaklı bir aşk hikâyesiyle de herkesin bam teline dokunmayı hedefliyor.

Eylül’ün hikayesi, geçirdiği bir kaza sonucu Bozcaada’ya gitmesiyle başlar. Nitekim gittiği bu küçük kasabada, geçmişi yeniden hatırlayacak ve burada hayatına giren Tek ile yaşadıklarını tekrar gözden geçirecektir. Nitekim Eylül ve Tek, birbirlerinin tezadı iki karakter olmasına rağmen zamanla yakınlaşacak ve her şeye rağmen tutkulu bir aşka yelken açacaklardır. Tabii onların aşkında, tozpembe hayallere yer yoktur.

Sıcacık bir yaz filmi olarak karşımıza gelen ve bünyesinde barındırdığı samimi aşk hikayesiyle insanın içine işleyen Bi Küçük Eylül Meselesi, duru bir aşk filminden daha fazlası olarak karşımıza geliyor. Nitekim kalemine her daim saygı duyduğumuz Kerem Deren, finale doğru şapkadan tavşan çıkarmayı bir kez daha başarıyor ve saklı kalan tüm gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Bu da filmi, dokunaklı bir romantizmin yanı sıra, etkileyici bir anlatı haline büründürüyor.

Bozcaada gibi muazzam bir görsellik vadeden coğrafyada çekimleri gerçekleştirilen ve tatile gidemeyenin tatili ayağına film, aşkın her halini ele almasıyla muadillerinden ayrılmaktadır. Kerem Deren’in senaryosunu yazıp, yönetmenliğini yaptığı filmin başrollerinde ise güzeller güzeli Farah Zeynep Abdullah ve yakışıklı oyuncu Engin Akyürek yer almaktadır.

Başka Dilde Aşk (2009)

Başka Dilde Aşk (2009)Ülkemizin başarılı kadın sinemacılarından olan İlksen Başarır’ın ilk uzun metrajı Başka Dilde Aşk, adıyla müsemma bir şekilde ilerleyen ve karanlık atmosferinin altından çıkardığı özgün anlatısıyla fark yaratan bir film.

İşitme engelli bir kürekçi olan Onur ile çağrı merkezinde çalışan Zeynep, arkadaş ortamı vesilesiyle tanışan iki insandır. Zor bir dönemden geçen Zeynep, hayatına beklenmedik şekilde dahil olan Onur’u ve onun sessizliğini çok sever. Bu da ikili arasında zamanla güçlenecek bir sevginin doğmasına olanak sağlar. Tabii Onur’un engeli, yer yer bu ilişkiyi çıkmaza doğru sürükleyecektir. Bu dakikadan itibaren bu sıra dışı ilişkinin, zorluklara göğüs germesine tanıklık ettiren film, aşkın önünde hiçbir engelin duramayacağını cesur ve vurucu bir şekilde resmetmesiyle muadillerinden ayrılmaktadır.

Pırıl pırıl aşk filmlerine oranla, anlatısını daha karanlık ve depresif bir havada yapmayı tercih eden Başka Dilde Aşk, böylelikle dokunaklı yapısını diri tutmayı başarmaktadır. Özellikle Onur’un gelgitleri ve aşkı için her şeyi göze alan yapısı, başta karaktere sonrasında ise filme sıkı sıkıya bağlanmamıza olanak sağlamaktadır.

Başrollerini son yılların yükselen yıldızı Mert Fırat ile Saadet Işıl Aksoy’un paylaştığı film, alışılagelmiş ucuz romantik filmlerden farklı ve realist bir film olarak öne çıkmaktadır. İddia ediyorum; bu filmi izledikten aşkın büyük kudretine bir kez daha saygı duyacaksınız!

Gitmek: Benim Marlon ve Brandom (2008)

Gitmek: Benim Marlon ve Brandom (2008)İzlediğiniz tüm aşk filmlerini unutun! Çünkü Gitmek: Benim Marlon ve Brandom, sizlere aşkın fedakarlık halini anlatan ve imkansızı mümkün kılmak için çabalayan bir kadının hikayesini sunmaya geliyor.

Irak’ta bir film setinde tanışan ve birbirlerine âşık olan Ayça ile Hama Ali, çekimler sonlandığında kendi yollarına gitme mecburiyetinde kalırlar. Tam da bu süre zarfı içerisinde, Amerika’nın Irak’ı işgal etmesi, bu iki aşığı iyiden iyiye bir bilinmezliğin ortasına bırakır. Uzun zamandır sevdiğinden haber alamayan Ayça için geriye tek bir seçenek kalmıştır: Savaşın tam göbeğine, Irak’a gitmek! İstanbul, Diyarbakır, Kuzey Irak, İran hattında ilerleyen ve bir kadının sevdiği adama kavuşmak için göze aldığı hayat gerçeklerini tüm çıplaklığı ile işleyen film, böylelikle vuruculuğunu anbean yükseltmeyi başarmaktadır.

İzleyicilerine, “Gerçek aşk nedir?” sorusunu devamlı olarak sorduran ve sevdiğine kavuşmak için ölümü dahi göze alan bir kadını odak noktasına alan film, ajite etmeyen aksine insanın bam teline dokunan bir hikayeye sahip. Özellikle Ayça’nın bu macerada karşılaştıkları, bu coğrafyanın acı gerçeklerini resmedecek ve filizlendiği aşk hikayesini daha da güçlü bir konuma yükseltecektir.

Türk Sineması’nın son yıllardaki en realist anlatılarından biri olan Gitmek: Benim Marlon ve Brandom, Frida ile Diego’nun dillere destan aşkını devamlı olarak gözünüzün önüne getiren bir film. Yönetmenliğini Hüseyin Karabey’in yaptığı filmin başrolünde ise, Ayça Damgacı arz-ı endam etmektedir.

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku (2014)

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku (2014)İlhamı Algör’ün aşka farklı bir perspektiften yaklaştığı kitabı Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku’nun aynı adla sinemaya uyarlanmasını temsil eden film, aşkı bütünüyle ele alan ve aynı zamanda ayrılığı da sevdanın içine dâhil eden yapısıyla muadillerinden ayrılmaktadır.

Arif, en yakın arkadaşı eşyalar olan, otelde yaşayan, naif ve içine kapanık bir yazardır. Kendi deyimiyle kitabı basılmayan bir yazardır. Tesadüf eseri hayatına giren Müzeyyen ise farkında olmadan Arif’in hayatını tümden değiştirecek ve onun dünyaya farklı bir gözle bakmasına olanak sağlayacaktır. Çünkü Müzeyyen, o ana kadar tanıdığı tüm kadınlardan farklıdır. Müzeyyen; despot, zeki ve şiir gibi güzel bir kadındır. Film, bu dakikadan itibaren Arif’in bu sıra dışı kadına nasıl aşık olduğunu şairane bir üslupla açıklarken, izleyenlerine de üst düzey bir seyirlik sunmayı başarmaktadır.

Özellikle aşk filmlerinin olmazsa olmazı olan; güçlü erkek-zayıf kadın formülünü tepetaklak eden ve böylelikle ataerkil düzeni reddetme yoluna giden film, bu yönüyle dahi fazlasıyla takdir toplayan bir iş olarak öne çıkmaktadır. Tüm bunların yanı sıra, sürreal bir atmosferden uzak olan ve gerçekçiliğini olanca düzeyde tutmayı başaran film, böylelikle Müzeyyen ve Arif arasındaki ilişkiyi kanlı canlı bir şekilde hissetmemize olanak sağlamaktadır.

Aşkın başlangıcı ve bitişi olmadığını defaatle irdeleyen, bu soyut kavramı akışkan bir süreç olarak ele alan Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku, son dönem Türk Sineması’nın en leziz aşk filmlerinden biri. Yalnızca gerçekçi anlatısıyla değil, aynı zamanda bir roman gibi ilerleyen yapısıyla da farkını ortaya film, yönetmen Çiğdem Vitrinel’in kadınsı dokunuşlarıyla da değerli bir hal almaktadır.

Behzat Ç. ile kendisine olan hayranlığı fazlasıyla arttıran ve bu kez daha naif bir rol için kamera karşısına geçen Erdal Beşikçioğlu’nun Sezin Akbaşoğulları ile başrolü paylaştığı film, klişe aşk filmlerinden sıkılanlar için bulunmaz bir Hint kumaşı niteliğinde.

Issız Adam (2008)

Issız Adam (2008)Sinemamızın duygusal insanı Çağan Irmak’ın 2008 yılında hayranların sunduğu Issız Adam, müzikleriyle, etkileyici aşk hikâyesiyle döneminin en çok ses getiren filmlerinden biri olmuştur. Günümüzde dahi popülaritesini koruyan ve aşkın kavuşamama halini ele alan film, gözyaşını beraberinde getiren yapısıyla da fark yaratmaktadır.

Maharetli ellere sahip bir aşçı olan Alper, cinsel hayatında sorunlar yaşayan ve deyim yerindeyse bir türlü tutunamamış bir karakterdir. Onun günün birinde tesadüf eseri hayatına giren Ada ile yaşadıkları ise, Alper’i tümden değiştirecek ve derinden sarsacaktır. Esasen birbirlerinin tamamen zıttı olan bu iki insanın, tutkulu bir aşka yelken açması, beraberinde birtakım sorunları da getirecektir. Bu dakikadan itibaren onların, zorluklar karşısında ne gibi reaksiyonlar verdiğine tanıklık ettiren film, ayrılığı da sevdanın en büyük bileşeni haline getirerek, aşkı tadan tatmayan herkesin bam teline dokunmayı başarmaktadır.

Özellikle Çağan Irmak’ın etkileyici anlatım diliyle hafızalarda yer eden ve unutulmaz müzikleriyle kulağımızın pasını silen Issız Adam, saf bir aşk filmi olarak belirmektedir. Aşkı tüm yönleriyle ele alan ve duygusal atmosferinden zerre ödün vermeyen film, izleyen herkesi bilinmezliğin ortasına bırakmasıyla adından fazlasıyla söz ettirmiştir.

Melis Birkan ve Cemal Hünal’ın başrolleri paylaştığı film, abartıya asla izin vermeyen ve gösterişten uzak yapısıyla gerçekçiliğini anbean korumaktadır. Bu da Issız Adam’ın izleyenlerine servis ettiği aşk hikâyesinin, unutulmazlar arasında boy göstermesine olanak sağlamaktadır.

Gönül Yarası (2004)

Gönül Yarası (2004)Sinemamızın iki büyük ustası Şener Şen ve Yavuz Turgul’u tekrardan bir araya getiren film olma özelliği taşıyan Gönül Yarası, acı çekmenin romantik anlatısı olarak karşımıza gelmektedir.

Yıllardır Anadolu’nun ücra köylerinde öğretmenlik yapan Nazım için emekli olma günü gelip çatmıştır. O da, doğup büyüdüğü Samatya’ya geri dönmüştür. Burada, çalışmak zorunda olan Nazım, çocukluk arkadaşı Atakan’ın taksisinde direksiyon sallamaya başlar. İşe çıktığı bir gece pavyonda çalışan Dünya’nın hayatına girmesi ise bu tecrübeli adama hiç bilmediği duyguları tattıracaktır. Bu dakikadan itibaren Nazım için varı yoğu Dünya olacak ve ne hissettiğini anlamlandıramayan bu yaşlı kurt kendisini bir bilinmezliğin ortasında bulacaktır. Onun bu genç ve güzel kadına karşı beslediği duygu, aşk mıdır?

Yavuz Turgul anlatısının tüm vuruculuğunu taşıyan ve Şener Şen’e bir kez daha saygı duymamıza vesile olan Gönül Yarası, eşine az rastlanan türden bir samimiyeti de bünyesinde barındırmaktadır. Finale izleyenlerini adım adım hazırlayan ve bu dakikaya kadar naifliğinden ödün vermeyen film, izleyen herkesi Nazım’ın acısına ortak etmesiyle de fark yaratmaktadır.

İdealleri uğruna yaşamayı unutan emekli öğretmen Nazım ile hayatın sillesini yiyen pavyon şarkıcısı Dünya’nın kesişen hikâyesini izleyenlerine aktaran Gönül Yarası, dokunaklı yapısıyla öne çıkıyor. Başrollerini Şener Şen, Meltem Cumbul, Timuçin Esen ve Sümer Tilmaç’ın paylaştığı film, 2000 sonrası çekilen filmler içerisindeki en özel filmlerden biri olarak da hafızlardaki yerini korumaktadır.

Kader (2006)

Kader (2006)Dedim Bekir, “Bu kapı ahiret kapısı, burası sırat köprüsü, bu sefer de geçersen bir daha geri dönemezsin, iyi düşün” dedim. Düşündüm, düşündüm, ama olmadı, dönemedim. Sonra, “Bak oğlum” dedim kendi kendime. “Yolu yok, çekeceksin; isyan etmenin faydası yok, kaderin böyle. Yol belli, ey başını, usul usul yürü şimdi.”

1990’larda atağa kalkan Türk Sineması’nın en güzide yönetmenlerinden olan Zeki Demirkubuz, Masumiyet filminde izleyenlerine sunduğu Uğur ve Bekir’in, nasıl tanıştıklarına ve nasıl birbirlerinin kaderi olduklarına bu filmde parantez açıyor.

1997 yapımı Masumiyet filminde, Haluk Bilginer’in attığı efsanevi tirattan doğan Kader filmi, tüm hayatını Uğur’a feda eden Bekir’in hayat hikâyesini odak noktasına alır. Nitekim bu öylesine tutkulu bir aşktır ki, Bekir her şeyi Uğur için yok sayar. Ailesini, hayatını, geçmişini, geleceğini her şeyini… Onun “Kader”i Uğur’dur ve o usul usul onun peşinde gitmek mecburiyetindedir. Hem de onun başkasına aşık olduğunu bile bile…

Her bir saniyesiyle hayatın içinden olan ve izleyeni kuytu kuyulara bırakan Kader, Türk Sineması tarihinin de en iyilerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Yalnızca Bekir’in tutkulu aşkıyla değil, aynı zamanda biçimiyle de eşsiz bir film olarak arz-ı endam Kader, Zeki Demirkubuz’un neden büyük bir yönetmen olduğunu bir kez daha anlamamıza yardımcı oluyor. Başrollerini Vildan Atasever ve Ufuk Bayraktar’ın paylaştığı film, insanın içine işleyen replikleri ile öne çıkarken, aşkın karanlık yüzünü resmetmesiyle de özel bir noktada konumlanmaktadır.

Duvara Karşı (2004)

Duvara Karşı (2004)Almanya doğumlu Fatih Akın’ın ses getiren filmi Duvara Karşı, Türk-Alman ortak yapımı bir film. İki dilin de eşit sürelerde kullanıldığı film, net bir Türk filmi olmasa dahi, yerli sinema içerisinde bonus olarak değerlendirebileceğimiz eşsiz bir yapım.

İntihar eğilimli olan ve hayatlarının karanlık döneminde bulunan Cahit ile Sibel’in birbirlerine tutunma hikayesini konu alan Duvara Karşı, İstanbul-Berlin arasında mekik dokuyan bir ilerleyişe sahip. Kendilerinden ve hayattan ümidi kesmiş bu iki insanın, kadere karşı gelişini şiddetli bir şekilde ele alan film, özellikle Fatih Akın’ın vurucu anlatısı ile hafızlarda yer etmiştir.

Replikleri ve karanlık atmosferi ile adından sıklıkla söz ettiren Duvara Karşı, 54. Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı Ödülü’nü kucaklayarak da göğsümüzü kabartmıştır. Fatih Akın’ın yönetmen koltuğunda oturduğu; Birol Ünel, Sibel Kekilli ve Güven Kıraç’ın başrolleri paylaştığı film, realist anlatı nedir, nasıl olmalıdır sorusunun cevabı niteliği taşıyan bir iş olarak da arz-ı endam etmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir